"Prof. Dr. Ahmet Nusret Bulutcu'nun Araştırma Yazısı"

Prof. Dr. Ahmet Nusret BULUTÇU
"Araştırma Yazısı"

HACIAHMETOĞULLARI MUHTEMEL TARİHİ ( 1060 - 1727 )


Öncelikle ben tarihçi değilim, dolayısıyla yazdıklarımın akademik bir değeri olamaz fakat: Atalarımın geçmişin araştırmaya sadece merakım nedeni ile 2001 yılının yaz aylarında başladım. Erişebildiğim bilimsel kaynakları inceledim ve konu ile ilgili olabilecek Türk Tarih Kurumunun yayınlarını alıp okudum. Bunları güvenilir kaynaklar olarak sınıflandırdım. Buna karşın güvenilirliği düşük interneti de kullandım. İnterneti değişik anahtar sözcük kullanarak iyice araştırdım. Aşağıda yazdıklarım okuduklarımdan çıkarımları da içerdiği için kişisel görüş olarak da alınabilir. Amacım sadece atalarımızın geçmişi ile ilgili edindiğim bilgileri Hacıahmetli akrabalarımla paylaşmaktır. Bu bilgiler daha objektif bilgilerle düzeltilirse gerçeğe yaklaşırız. 
Bu yazıyı yazarken atalarımı, yaptıklarından dolayı ne eleştirdim ne de gerçeğe uymayacak şekilde yücelttim. Sadece bulduklarımı ve edindiğim izlenimleri yazdım. Onları hep, bilmedikleri bir ülkeye giren, aileleri ile birlikte geçinmek için yaşam savaşı veren, değişen koşullara uyum sağlamaya çalışan kişiler olarak gördüm. Yüzlerce yıl geçtikten sonra onları günümüz koşulları ile yargılamadım. Zira herkezin kendi koşullarına uyan bir doğrusu vardır. Bunu basit bir örnekle açıklamak isterim. Hacıahmetoğulları lakabımızın olması için  Anadoluya girişten önce (1071 öncesi) Ahmet isimli hacca gitmiş bir atamız olması gerekir. Ahmet arapça kökenli olup "Öğülmeye değer”, "Beğenilmiş”, "Allaha şükreden” anlamlarını taşır. Yeni müslüman olmuş bir Oğuz Türk’ünün bu ismi niçin aldığını sorgulayabilmek için; ilk isminin ne olduğu, nasıl verildiği ve o ismi sevip sevmediğini, yaşam koşullarını, düşüncelerini, inançlarındaki değişimin etkileri gibi birçok şeyi bilmek gerekir. Böyle bir bilgimiz olmadığına göre kendisine göre bir nedeni olan atamızı yargılayamayız. Hele onu takip eden kuşaklar bu ada sımsıkı yapışmışsa ve yüzyıllar boyu şerefle taşımışsa bize yorum yapmak düşmez. Üstelik bu isim günümüzde farklı yörelerdeki Hacıahmetoğullarını biraraya getiren bir kelime olmuştur. Bunu yazmamın nedeni, tüm Hacıahmetoğullarınca kabul edilen bu gerçeğin, atalarımızın din ve mezhep değişikliklerinde de gözönüne alınmasıdır. 
Hacıahmetliler bir aile birliği olup ve onun ana kolunu oluşturan Hacıahmetoğulları ve onunla birlikte hareket edenler (muhtemelen yakın akrabaları, hısımları veya güvenlik nedeni ile birliğe katılan diğer küçük aileler) orta asyadan Anadolu’ya oluşan bir akımla sürüklenmiş "Oğuz Türkleri”nin yaklaşık 5800 aile birliğinden (Tarihçiler bu aile birliğine "cemaat” diyorlar.) birisidir. Bu aile birliğinin nasıl oluştuğu bilinmemekle birlikte, bilinmezlik içeren Anadoluya akışta, tüm ailelerin güvenliliğini mümkün olduğunca sağlayacak şekilde olması mantıklıdır. Zira hedef alınan Anadolu, 2 asır sonra Moğolların yaptığı gibi sadece talan için değil, aileleri ile birlikte yerleşebilecekleri alan olarak görülmüş ve aileler savaşcı gruba yakın olmuştur. Söylenceler Hacıahmetliler’in bağlı olduğu Beydilli boyunun Anadoluya giriş öncesi durakladıkları yerin, önce Horasan sonra Azerbeycan olduğu yönündedir. 
Bu aile birliğinin, geleceğin ne olacağı belli olmayan bir ortama, aileleri ile birlikte girdiğinde, en azından gelecekleri olan çocuklarının güvenliği için, belirli bir disiplin içinde davranması gerekir. Gerçekte de öyle olmuş ve bu disiplin en azından 1900 lı yıllara kadar, yaklaşık 9 asır, sürmüştür. Kanımca yönetici ailenin (Bu genellikle baskın aile olan Hacıahmetoğlu soyundandır) en büyük erkek çocuğu aile birliğine önder olmuştur. Bu yöntem 1600 lı yıllardan sonra Osmanlı devletince de benimsenmiş ve kural olması sağlanmıştır. Yakın geçmiş gözlemleri bu uygulamanın aile bölündükçe de devam ettiğini göstermektedir. Atalarımın yerleştiği Çamoluk Hacıahmetoğlu köyünde günümüzde "Efendigiller” olarak adlandırılan aile grubu, 1835 nüfus kayıtlarına göre, Hacıahmetoğlu kökenli en büyük çocuktan türeyen nesli temsil etmektedir. Benim büyük atamın onun küçük kardeşi olduğu 1835 nüfus kayıtları ile belirlenmiştir. Yani benim 5. göbekten büyük atam yaşca küçük olduğu için "Efendi”, yani yönetici olamamış. Aynı "Efendigil” lakaplı aile Çamoluğun "Yeniköy” ün de de vardır ve bu aile de Hacıahmetoğlu kökenlidir ve onlar da o köye yerleşen en büyük erkeğin soyundandır.  Onların küçük kardeşleri de "Efendigil” değildir. Edindiğim izlenim atalarımızın genelde "Büyüğe itaat” kültürü ile yetiştiği ve onun disiplini altında yaşadığı yönündedir. 9 asır boyunca bunun istisnaları da olabilir. Bu uzun sürede yönetici özelliği olmayan aile büyüklerine nasıl davranıldığı araştırılması değer bir durumdur. 
En azından 1835 nüfus sayımına kadar kişiler Hacıahmetzade (Hacıahmetoğlu) olarak anılırken, daha sonra yozlaşma başlamış ve o an ki önem verdikleri görev ünvanı  ön plana çıkmaya başlamıştır. Bu tip yozlaşmalar ve  ana birlikten kopmalar, çoğunlukla "filanca ” Kethüda” oğlu gibi, Osmanlı devletinden o ünvanı alan kişiden başlayan yeni bir topluluk yaratılması 16. asır civarından itbaren yaygınlaşmıştır. Buna benzer değişimlerle ailemin Çamoluk Hacıahmetoğlu köyünde yaşayanların  bir kısmı 1900 yıllarında sonra "Tahsildargiller” olarak anılmaya başlamıştır. Tahsildar görevi yapan kişi dedemin kardeşi olup ya onların torunları bu görevi önemseyip, sanki matahmış gibi, yeni bir ünvan almışlar ya da köylü bu ayırımı yapmıştır. Şimdilik onlar "Hacıahmetoğlu” olduklarını biliyorlar. Uzun vadede neler olacağını kim bilebilir. Anadoluya girişten itibaren 10 asır aile adı, muhtemel kayıplarla da olsa, korunmuşken son 1 asırdaki ayrışmalar aile birliğinin kopmaya başladığını çağrıştırıyor. Soyadı kanunundan sonra farklı soyadları almaları bu kopmayı hızlandırmıştır. Gerçekte bu tip kopmalar, küçük çapta da olsa, koşullara bağlı olarak 10 asır boyunca olmuştur, ama aile adı Anadolunun her yanında hemen hemen hep korunmuştur. 
Bu aile birliği, 24 Oğuz boyundan birisi olan "Beydilli (Beğdilli)” boyuna bağlı aşiretler içinde yer alır. Hacıahmetliler, genellikle bu boyun "Boynuinceli” aşireti içinde gösterilmesine rağmen, bazen "Danişmentli”lere bağlı olarak, bazen de tamamen bağımsız aşiret olarak gösterilmiştir. Hacıahmetliler/Hacıahmetoğullarının Anadoluya giriş ve Anadolu içindeki hareketlerini takip edebilmek için aile adının geçmediği dönemlerde önce aşiretin (Boynuinceli, Danişmentli) hareketi, bu bilgi yoksa bağlı olduğu boyun (Beydilli) hareketi takip edilmiştir. 1600 lı yıllardan sonra tüm aşiretle birlikte "Bozulus” içinde gözüktüğü için bunların hareketleri de takip edilmiştir.
Hacıahmetlilerin Malazgirt savaşı öncesi Anadoludaki hareketleri ancak Beydilli boyunun hareketleri ile izlenebilir. Beydili’nin anlamı "Sözü değerli, büyükler gibi aziz” olup, kronolojik sınıflandırmaya göre Oğuzların Boz-Ok kolunun Yıldız-Han oğullarındandır. Prof.Dr. Faruk Sümer "Beğdili, Oğuzlar’ın hükümdar çıkaran beş boyundan biridir” demekte ve Harizmşahlar (Harzemşahlar) hanedanının bu boydan olduğu söylemektedir. Ancak Harizmşah devletinin kuruluşuna ait farklı yaklaşımlar da vardır. Beydilli boyu Horasan’dan Azerbeycana geçmiş ve diğer oğuz boyları gibi, Selçuklu sultanının emriyle 1060 dan tibaren Anadolu’ya girmeye başlamıştır. Gerçekte Anadoluya giriş, Selçukluların 1048'de Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası'nda birleşik Bizans-Gürcü ordusuyla yaptığı Pasinler Savaşı'nı kazanması sonrası, Doğu Anadolu içlerine düzenlediği akınlarla başlamıştır. 1071 Malazgirt savaşı ile Anadolu’ya giriş hızlanmıştır. Bizansların karşı koymaları 1176 Miryakefelon savaşı ile sona ermiş ve Anadolu'nun Türk hakimiyeti altına girmesi kesinleşmiştir. Beydilli boyunca Danişment gazi önderliğinde kurulan Danişmentli beyliğinin kuruluşu ve ortadan kaldırılması, kargaşa içeren bu tarihler (1071 - 1176 tarihleri) arasında olmuştur. 
Sultan Alparslan, savaşa katılan komutanlarından, Anadolu’da fetihlerde bulunmalarını ve fethedecekleri yerlerin kendilerine verileceğini [Gerçekte iktaedileceğini (kullanım hakkının verileceğini)] bildirmiştir. Beydilli boyu, Alpaslan’ın komutanlarından Danişment gazi önderliğinde Anadoluya girmiş ve Sivas (Bazı kaynaklarda Niksar) merkezli Danişmentli beyliğini kurmuştur. Zamanın tarihçileri Danişmentlilerin Türkmen oldukları ve Beğdili boyuna mensup olduklarını belirtmiştir. Danişmentlilerin Anadolu'nun Türkler tarafından alınmasında oynadıkları rol ağızdan ağıza anlatılarak bir destan haline gelmiş ve Anadolu Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus tarafından toplattırılarak "Danişmentname” olarak yazıya dökülmüştür. Danişment gazi tarafından fethedilen AmasyaTokatNiksarKayseriZamantıDeveli ve Çorum Danişmentli beyliği sınırları içinde idi. Prof.Dr.Faruk SÜMER’in "Türkmenler (Oğuzlar)(Boy teşkilatı, Tarihleri, Destanları)-1980” kitabında,  o yıllarda Kayseri yöresinde yaşayan Ermeni tarihçi Mihael’in, "1085 yılında Tanusman adlı bir Türkmen emiri Kapadokyayı istila etti, Sivas, Kayseri ve Şimal (Kuzey) beldeler üzerinde hüküm sürdü ve böylece Danişment hanedanı başladı” diye not düşmüştür. Yine aynı kitapta o dönem üzerinde araştırmalar yapan Ermeni tarihçilerden Camcıyan’ın "Dokuments Armeniens” adlı yapıtında, "Malazgirt savaşı sonrası Anadolu içlerini fetheden Danişmentlilerin yerli Rumların baskı ve direnişi sonucu yeniden İrana döndüklerini, ancak Selçuklu sultanının zorlamasıyla yeniden Anadoluya gönderildiği” belirtilmektedir. Bu son bilgi Malazgirt savaşının yerleşimi kolaylaştırdığı ancak bu yerleşime direnenlerle de uğraşmak zorunda kaldıkları yönündedir. 
Bu bölge, Danişmentlilerle aynı boydan olan Hacıahmetlilerin Anadolu’daki ilk yerleşim yöreleridir. Danişment gazi 1103 yılında Malatya’yı alarak sınırlarını genişletmiş ve 1. haçlı seferinde 1. Kılıç Arslan yanında yer almıştır. Danişmentli beyliğine II.Kılıç Arslan 1175 de son vererek yaklaşık 1 asır yaşam süresi olan Danişmentli beyliğine son vermiştir. Bu değişim, uzun vadede bu beyliğe destek veren tüm Beydilli aşiretini etkilemiştir. Hacıahmetliler bu dönemde, 100 yılı aşkın sürede, Danişmentlilerin hakim olduğu Sivas-Niksar arasındaki yörede yerleşmişlerdir. Bu yöre mevcut yaylaları ile Orta Asyadan gelen ve hayvancılıkla uğraşanlara uygun bir ekonomik ortam sağlamıştır. Danişmentli beyliğinin ortadan kaldırılması Beydilli aşiretinin yerleştiği yörelerde belirsizliklere yol açmıştır. 1243 Kösedağ savaşı sonrası başlayan Moğol istilası sırasında, Moğollara baş eğmeyen Türkmenlere katliam uygulanmış ve Danişmentli kalıntılarının Erzurum üzerinden güneye yönelmesine yol açmıştır. Erzurum’un Horasan ilçesindeki biribirine yakın "Hacıahmetli” ve "Danişmentli” köyleri bu yönelmenin izlerini taşımaktadır. Karakoyunlu (1380–1467) ve Akkoyunlu (1398-1508) devletleri kuruluncaya kadar ki süre, Türkmenler açısından tam bir kargaşa dönemidir. Bu dönem ailelerin dağılmasına uygundu. İleride açıklandığı gibi 1455 Tirebolu mufassal (ayrıntılı) defterinde  gözüken Hacıahmetoğulları lakaplı kişiler muhtemelen bu kargaşa döneminde baskıdan kaçanlardır. Karakoyunlu ve Akkoyunlu devletlerinin art arda kurulması belirsizliği kısmen önlemiştir. Anadolunun güneyine kayan türkmenler Akkoyunlular devletine katıldılar. 
Bu noktada herkezce bilinmeden kullanılan bir kavramı açıklamak isterim. Karakoyunlularını tüm koyunları ne kara renkli, ne de Akkoyunluların ki beyazdı. Ak ve kara kavramı, Türklerin orta Asyada binlerce yıl komşu oldukları Çin’den ithal ettikleri, yönü gösteren bir kavramdır. "Kara” kuzeyi, "Ak” ise güneyi gösterir. Tıpkı "Karadeniz” ve "Akdeniz” de olduğu gibi. Benim ata köyüm olan Çamoluk’taki Hacıahmetoğlu’nun eski ismi "Avarak”ı hecesel olarak bölersek ve Avar (Sebze bahçesi) ile birleştirirsek "Güneydeki sebze bahçesi” anlamı da çıkabilir. Gerçekten köyümüzün güneyi, Kelkit ırmağına bitişik sebze bahçesidir. Oysa bunu Avar Türklerine bağlayarak köyün kökenini bence yanlış yöne yöneltilmiştir. Avarların batıdaki tarihi ise neredeyse 8-9 asır önce başlar. 
Beydilli boyunun dini inançlarındaki değişiklikler onların kaderlerini de etkilemiştir. Orta asyada iken tüm Oğuz boyları gibi şamanist olan boy, Anadoluya girmeden yaklaşık 1 asır önce, Gazneli Mahmut devlet dinini müslümanlık olarak seçmesi ile müslümanlığa hızla geçmiştir. Gerçekte ailesel bazda müslümanlığa geçiş çok daha önce başlamıştır. Genel olarak hayvancılıkla geçinen, bu nedenle kışlak ve yaylak arasında dolaşan oymakların bu resmi değişikliği anlamalarının ve bu değişikliğe uyumlarının kolay olmadığını, aradan 10 asır geçmesine rağmen, zamanımızda da gözüken Şaman adetlerinin varlığı ile görmekteyiz. Müslümanlığı 1000 yılları başlarında devlet dini olarak tanıyan Gazneli Mahmut yaylalar ve kışlaklar arasında yaşayan kendi bölgesindeki Türk boylarına acaba ne kadar etkili olmuştur? Bu olay göle atılan bir taşın yarattığı dalgalara benzer. Taşın düştüğü noktadan başlayarak oluşan daireler, merkezden uzaklaştıkça ve çapı büyüdükçe yüksekliği azalarak zayıflar. Kişilerin baskı ve emirle din değiştirmesi kolay değildir. Bunun için kişilerin yeni din konusunda bilinçlendirilmesi ve değişim için ikna edilmesi, yani saha çalışması yapılması gerekir. O ana kadar kendilerine açıklanan yeni dini bile bilmezken, o açıklamaları yapan kişilerin farklı mezheplerden olduğu ayırımını yapamazdı. Bu nedenle o yöreye yakın mezhepler bu dönüşümün yönünü kontrol ederler. Kanımca fiili sonuç saha çalışmasının çoğunlukla Şii taraflılarca yapıldığı ve Anadolu’ya giriş öncesi Oğuz boylarının Şii mezhebi etkisi ile eğitildikleri yönündedir. Bu boylar kendi şamanist kültürü ile bu yeni kavramı birleştirerek, Arap kökenli Şii’liğe benzer ama ona Şaman’lıktan kalan bazı kavramları da katarak yeni bir yapı oluşturmuşlardır. Bu yapı Anadolu da oluşan aleviliktir. Bunun tersi olabilirmiydi diye ben de düşündüm. Kanımca olamazdı. Zira merkezi güce (Başında halife olan İslam imparatorluğuna) muhalif gruplar (Çoğunlukla Hz Ali yandaşları olan Şiiler) genelde merkezden uzakta güç kazanmışlar ve oralarda saha çalışmaları yapmıştır. Ancak unutmamak gerekir ki farklı mezhepten saha çalışmaları yapanlar da olmuştur. Bu nedenle Anadolu’ya girişte Oğuz boyları mezhep farklılıkları ile girmiştir. Ancak bu konularda çalışan bir uzman olan Tufan Gündüz’ün belirlediği gibi mezhebe bağlılık konar-göçerler için, en azından 16. asıra kadar, bağlayıcı değildi. Tufan Gündüz "Pürnek beylerinden Barik Bey ilginç bir örnektir. O, Safevilerin, Akkoyunlu ülkesini ele geçirmeye başladığı sıralarda Bağdat valiliği görevini yürütüyordu. Şah İsmail’in hızla yükselişi karşısında velinimetleri olan Elvend Mirza ve Murad Han’a karşı tavır koydu. Hatta, Şah İsmail’e bağlılığını göstermek amacıyla kızıl başlık bile giydi. Ne var ki, Şah, O’nu Bağdat’tan çıkardığı gibi bu şehirdeki bütün Pürnek mensuplarının da kılıçtan geçirilmesini emretti. Bir başka örnek de Osmanlı ülkesinde yaşanmıştır. Silsüpür Ceridi aşireti önce İran’a giderek Şah’ın eteğini öpüp, kızıl başlık giyip Kızılbaş oldularsa da bir müddet sonra burada da kalmayarak tekrar Osmanlı ülkesine dönmüşlerdir. Şahsen yaptığımız tespitler ile Sünniliğe yeniden dönmüşlerdir.” demektedir. Bu saptama, zamanın 2 bölgesel gücü (Her ikisi de Türk kökenli olan Osmanlılar ve Safeviler) arasında kalıp yaşamaya çalışan, kendisi de aynı kökenden olan, tercih yapama konusunda fazla bilgisi olmayan, çaresiz toplulukların davranışı olarak algılanabilir. 
Müslüman araplarca uygulanan bu islamlaştırma çalışmalarının benzeri de Oğuz boyları Anadolu’ya yerleştikten sonra Türk tasavvufçuları tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalar Ahmet Yesevi ile başlamış, Mevlana, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Baba İlyas Horasani ile devam etmiştir. Yesevilik, Mevlevilik, Bektaşilik, Babailik bu çalışmalardan doğan dini akımlardır. 
Beğdililer oymaklarının en azından bir kısmı "Safevi Devleti”nin kuruluşuna katılmışlar. Çaldıran savaşı (1514) sonunda, Şah İsmail yanında yer alan Anadolu kaynaklı Türkmen oymakları, yenilgi sonrası oluşan baskı nedeni ile Diyarbakır, Urfa ve Maraş tarafına kaymışlar. Bu oymaklar bu bölgedeki Dulkadiroğlu beyliğine katılmışlar. Dulkadirli Beyliğini teşkil eden cemaatlerin çoğunluğu Avşar, Bayat ve Beydilli boylarından idi. 1339 da kurulan bu beylik 1521 e kadar hüküm sürmüş ve Anadoludaki en son ortadan kaldırılan beylik olmuştur. Beydilli oymakları bu yıllarda bir kısmı yerleşik, çoğunluğu göçebe olarak bu yörelerde yaşamışlardır. Dulkadiroğlu beyliğinden sonra bu konar göçerler, Osmanlı devletince yıkılan Akkoyunluğu devletinin dağınık boyları ile birlikte, vergi kayıtları açısından Boz-ulusolarak tanımlanmıştır. 1613 tarihli bir belgede Bozulus oymaklarının Anadolu ve Karaman eyaletlerine yayılmaya başladığının Sivas dolaylarındaki Yeni İl Türkmenlerinin de Orta Anadolu’ya geçtikleri yazılıdır. Batıya gelenlerin büyük bölümü Afyon, Akşehir, Saruhan, Menteşe taraflarına dağılmışlar, devletin baskısı ile Aydın, Saruhan, Menteşe taraflarına dağılmışlar, hatta denizi geçip Rodos ve İstanköy adalarına gitmişlerdir. Simav’daki Hacıahmetli ve Hacıahmetoğlu köyleri muhtemelen bu dağılma sonucu kaçanlarca kurulmuştur. Yine bu köylere yakın sayılabilecek Gediz ilçesi Erdoğmuş kasabasında şimdiki soyadı Kocabaş olan Hacıahmetoğlu kökenli bir aile bulunmaktadır. 
Bozulus oymakları Osmanlı devletini uzun süre, tanzimat dönemi dahil, uğraştırmıştır. Osmanlı, Bozulus Türkmenlerinin yaşadığı toprakları eline geçirdikten sonra bir kanunname ile aşiretlerin sosyal ve ekonomik hayatına bazı yeni düzenlemeler getirmiştir. Buna göre merkezi idare ile aşiretler arasındaki ilişkiyi düzenlemekle görevli "Boy Beyi” en büyük aşiretten seçilirdi. Kethüda denilen aşiret reisleri ise, aşiretin kendi içinde ve çevresi ile ilgili ilişkileri düzenlemekle yükümlüydü. Kethüdalar merkezi hükümet tarafından tayin ediliyor, şayet "layık ve müstehak” ise göreve devam edebiliyor, halkın şikayeti olursa değiştirebiliyordu. Bu uygulamanın sakıncaları tanzimat döneminde giderilmeye çalışılmış ve idarecilere verilen mühürle Türkmenlerin yöresel hareketleri sınırlandırılmıştır. 
Bozulus altında sınıflanan konar göçer oymaklar 1700 yılı civarına kadar kışın Maraş, Urfa taraflarında yazın ise Erzurum ve Kars yaylalarında (Genelde Akkoyunlu kalıntıları) veya Sivas, Yozgat, Kırşehir civarı yaylalarında (Genelde Dulkadir kalıntıları) yaşamlarına devam etmişlerdir. Ancak Osmanlı devleti bu konar-göçer yapıyı yerleşik düzene geçirmeye uğraşmıştır. Bunun nedeni, vergi alacağı ve askere alacağı kişiyi kolayca bulmak istemesidir. Ayrıca bu göçler konar-göçerlerle yerleşik halk arasında sorunlar yaratmakta idi. Bu konu Osmanlı devleti ile konar göçerler arasında asırlar süren sorun oluşturmuştur. 
16. yüz yılda Beydili topluluklarının bir bölümü yerleşik düzene geçmesine karşın çoğunluğu konar-göçer durumdadır. İlk önemli yerleşik düzene geçiş, kendisi de Boynuinceli boyundan olan ve 1718-1730 yılları arası (Lale devrinde) sadrazam olan, Nevşehiri kuran ve Patrona Halil isyanı sırasında öldürülen Damat İbrahim Paşa tarafından 1727 yılında yapılmıştır. 
Beğdili boyu obaları 18. yüzyılı başından itibaren Ankara’dan Sivas’a değin yerleşik tarım toplumuna geçerler. Bunun nedeni Osmanlıya başkaldırmaları sonucu yenilmeleri ve zorunlu iskana uğramalarıdır. Bu konuya ilerde değinilecektir. 
Hacıahmetoğlu aile birliğinin (cemaatinin) ana kol ve alt kolların yapısı, değişen koşullar nedeniyle  yüzyıllar boyunca değişmiştir. Bazen aileden, kaldıkları yeri terk etmek istemeyenler, baskılardan yılıp küçük gruplar halinde başka yörelere kaçanlar veya Osmanlı devletince sürgüne gönderilenler nedeni ile bölünmeler olmuştur. Örneğin Giritte bulunan bir mezar taşında "Hem gelüb kabrimi ziyaret eyleyen ihvan (dostlar)/hasbetenillah(allah için) kıraat edeler (okuyalar) Kur'an bana/merhum ve mağfur Piskopolu Hacıahmetzade Hasan Ağa'nın ruhu için/fatiha sene 1227 (1812) yazısı okunmuştur. Piskopa Kıbrıstaki Baf (Rauf Denktaş’ın doğduğu yer) şehridir. 1570 yılında fethedilen Kıbrıs’a 1572 deki ilk  iskan edilenler arasında ve daha sonraki iskanlarda Hacıahmetoğlularına rastlamadım ve o nedenle sürgüne gönderildikleri sonucu ortaya çıkıyor. Kıbrısta halen soyadı Hacıahmetoğlu olan ve değişik görevleri yanında 33 yıl milletvekilli yapmış "Mustafa Hacıahmetoğlu”nun yaşadığını belirledim. Muhtemelen Giritte mezarı olan kişinin torunlarından birisi. Aileden kopma olarak algılanabilecek diğer bir kayıt Tirebolu’ya ait 1455 yılında tamamlanmış mufassal defterinde "Ahmetlü” köyü ve bu köyde yaşayan Hacıahmetoğlulardan bahsetmektedir. Hacı Ahmet oğlu Melik Ahmetmüsellem (harp zamanlarında ordunun geçeceği yolları temizlemek, köprüleri tamir etmek ve yol açmak gibi hizmetler karşılığı vergi vermeyen) olarak,Hacı Ahmet oğlu Ali, onun kardeşi Hamza ise yamak olarak kaydedilmişlerdir. Bunlar muhtemelen "Danişmentli Beyliği”nin ortadan kalkması sonrası baskılarla aileden kopup iç bölgedeki yaylalardan sahile kaçanlardır. Tireboluda halen Ahmetli köyü yoktur ama en yakın isim olarak "Karaahmetli” köyü vardır. 
Genellikle, 1610 yılları civarı gözüken ilk önemli bölünmeye rağmen 1700 yılı başlarına kadar ailenin büyük çoğunluğunun bir bütün olarak hareket ettikleri kanısındayım. 
Hacıahmetoğulları ile ilgili en sağlıklı belge 2. Viyana bozgunu (1683) sonrası planlanan Avusturya seferi için asker toplanması ile ilgilidir. O zamana kadar konar-göçer toplulukları 2. sınıf vatandaş gören Osmanlı devleti bu boylara, Konyada yapılan bir toplantı ile (1691 öncesi), Avusturya seferine ne kadar asker vereceklerini yazılı olarak bildirmiştir. Bu iş için Konyaya gönderilen Ali Paşa Türkmenleri organize etmeğe çalışmıştır. Toros boylarında, Hatayda ve tüm güney Anadoludaki Türkmen aşiretlerinin beyleri Konya’da Ali Paşanın huzuruna davet edildiler. Harbe iştirak edeceklerine dair çıkan irade Konya mahkemesinde kendilerine okundu ve padişah tarafından gönderilen defter kendilerine verildi. Bütün beylere kadının huzurunda harbe iştirak edeceklerine dair yemin ettirildi.Mahkemede tutulan zaptın bir nüshası da Istanbula gönderildi Bu belgeye göre Osmanlı devleti konar-göçerlerden yaklaşık 3000 asker beklemektedir. Bu mahkeme zaptına göre Hacıahmetoğlu türkmenlerinin Mamalı türkmenleri ile birlikte 200 asker vermesine ve başlarında aşağıda verilen beylerin bulunacağına karar verilmiştir.

  • Mamalu ve Hacıahmetoğlu Türkmenleri (Toplam 200 nefer)
  • Hacıahmetoğlu Bektaş ve Cafer bey
  • Mamalu Cırık Hacı Ali bey
  • Mamalu Solak
  • Hacı Nasuh ve Mehmet

İşin ilginci bu belgede Hacıahmetoğullarının, ne Danişment’li (Tüm Danişmentlilere 300 asker düşmüştür.) ne de Dulkadirli türkmenleri (Tüm Dulkadirlilere  300 asker düşmüştür.) arasında sayılmamasıdır. Daha ilginci bu görevlendirmede ana boy olan Beydilliler diğer türkmenler arasında sınıflandırmış ve göndermeye söz verdikleri 150 nefer ile Hacıahmetli – Mamalu birleşik Türkmenlerinin gerisinde kalmıştır. Ancak daha sonraki olaylarda, Avusturya seferine gönderilmesine karar verilen Beydilli türkmenlerinden Firuz bey oğlu Şahin beyin tüm Boz-ulus üzerinde oldukça etkin olduğunu göstermiştir. İsim yazılımındaki sıra o yıllardaki Hacıahmetoğulları türkmenlerinin beyinin Bektaş bey olması anlamındadır. Aşağıda açıklandığı gibi, bu savaştan 3 yıl sonra Hacıahmetoğlu beyi olan Cafer beyin başının kesilmesi,  Bektaş beyin muhtemelen Avusturya seferinden dönmediği şeklinde yorumlanmıştır. Osmanlı devletinin Hacıahmetoğlu Türkmenlerinden bu kadar çok asker istemesi, yöneticiliğini yaptığı Hacıahmetli ailesinin bu dönem öncesinde önemli nüfus gücüne eriştiği şeklinde yorumlanmıştır. Bunun nedeni 1613 yılındaki Bozulustaki ailelerden batı Anadolu’ya göçler nedeni ile  bölünmeler olması sonucu zayıflayan ailelerin yeni birlikler oluşturması olmalıdır. Hacıahmetliler bu bölünmeden daha güçlü çıkmış görünmektedir. Çamoluk Hacıahmetoğlu köyünün 1835 nüfus sayımları bu katılımların izlerini taşımaktadır. 
Bozulustan toplanan ve 1691 deki "Salankamen” savaşına katılan bu türkmen askerler hayatları yaylak ve kışlak arasında geçmiş, gelişen teknolojiyi bilmeyen insanlardı. Avusturyalıların, onların hayatlarında görmediği yoğun top atışlarının bunları paniğe sürüklediği, geri kaçışlarının bozguna neden olduğu ve Sadrazam Köprülü Fazıl Mustafa Paşa’nın bozgunu önlemek için şehit olduğu ile ilgili söylentiler vardır. Osmanlı belkide bu kaçışın öcünü de almak için onları aynı yıl "Rakka”ya sürgüne göndermiştir. Bu sürgünün birden çok amacı vardır. Öncelikle söz dinlemeyen, vergisi düzenli alınamayan ve askere alınacaklarda sorun oluşturan konar-göçerlerden kurtulunacak, hem de Arap isyancılar arasında tampon bir güç oluşturacaklardı. Rakka, Urfa’nın güneyinde ve şu an Suriye topraklarındaki güney sınırımıza yakın bölgedir. 
1691 yılındaki bu ilk sürgün, hayvancılığa bağlı yaşamları olan Türkmenlerin gittikleri Suriye çöllerinin alışık olmadıkları sıcağına dayanamamaları, geçim kaynağı olan hayvanlarına uygun otlak ve su kaynakları bulamaması nedeni ile geri kaçışı ile sonuçlanmıştır. Bu sürgünün kişi boyutu da büyüktür. 40.000 çadırın asker gözetiminde göç ettirildiği ile ilgili şiirler ve söylenceler vardır. Bu, her aile (Aynı çadırda yaşayanlar) ortalama 5 nufus olsa yaklaşık 200.000 bin kişi demektir. Rakamlarda abartı her zaman olmuştur. Ancak sürgüne gönderilenlerin nüfusunun yine de oldukça yüksek olduğu açıktır.1696'da ikinci kez Rakka'ya sürgün edilen Türkmenler aynı nedenlerle tekrar Anadolu`ya geri kaçtılar. Her iki sürgün sırasında ekonomik durumu bozulan Türkmenlerin bir kısmı İran yönüne kaçmışlar, bir kısmı ise kanun dışı olaylara (soygun, talan gibi) karışmışlar ve yakalandırıldıklarında cezalandırılmışlardır.  3. iskan ise tam bir facia ile sonuçlanmıştır. En azında ik farklı nedenle (Konar-göçerlikten vazgeçmek istememek veya iskan edilen bölgeyi beğenmemek) iskana uymak istemeyen konar-göçerler, iskanı zorla gerçekleştirmek isteyen Yusuf paşa kumandasındaki düzenli ve konar göçerlerin sahip olamayacağı silahlara sahip Osmanlı ordusu ile savaştılar. Savaşın sonucu baştan belli idi. Konar-göçerler yenildiler ve 30 yönetici durumundaki Türkmen beyinin kellesi vuruldu. Elebaşı konumundaki Beydilli beyi Firuz bey oğlu Şahin bey kellesi vurulanların başında idi. Kellesi vurulanlar arasında Cafer Bey ismi de vardır. Bu Cafer bey, Avusturya seferine çağrılan beyler arasında gözüken  "Hacıahmetoğlu Cafer Bey”dir. Bu savaş Türkmenleri önemli ölçüde dağılmasına da neden oldu. Türkmenlerin yaşamı disiplinli bir aile birliğine dayanmaktadır. Kanımca, belki de gözleri önünde başı vurulan beylerin aileleri, yüzyılların aile dayanışması sonucu güvenilir aile üyelerince muhtemelen bölgeden kaçırılmıştır. Bu kargaşa aileden bazılarının bölgeyi terkedip yeni yerleşim bölgelerine kaçmalarına da neden olmuştur. 1700 yılı başlarında oluşan bu kaçışın iki önemli yönü doğu ve batı olup Osmanlının etkin olmadığı yüksek ve dağlık bölgelerdir. Batıdaki (Kastamonu ve Sinop’taki mevcut Hacıahmetoğlu köyleri, Çankırı Ilgaz’daki Keseköy’de yaşayan şimdiki soyadı Akkaya olan Hacıahmetoğlu kökenli ailenin varlığı) ve doğudaki (Giresun, Trabzon, Rize’deki Hacıahmetoğlu kökenli büyük nüfuslu ailelerin varlığı) yerleşimlerde bu kaçışın izleri görünümündedir. Günümüzdeki Hacıahmetlilerin ve Hacıahmetoğullarının nüfus yoğunluğu gözönüne alınırsa, kaçışın büyük ölçüde doğu yönünde olduğu sonucuna varabiliriz. Daha az da olsa güneye kaçanlarda olmuştur. Nevşehir’in Acıgöl ilçesi Tepeköyde yaşayan Hacıahmetoğullarının bu köye yaklaşık 300 sene önce Konya, Aksaray tarafından geldiği belirtilmektedir. Bu yerleşim, yukarıda verilen 1700 yılına yakın zamanlardaki dağılma sonucu oluşabileceği gibi, dağılan Dulkadiroğlu beyliğinden dağılanlarca, 1610 lı yıllarda Karaman civarına yerleşenlerce de yapılmış olabilir. 
Kaçamayanlar yeniden Rakka’ya götürüldüler. Türkmenlerin Rakka’dan firarı devam etmiş ya eski bölgelerine ya da Anadolu’nu içlerindeki dağlık yörelere sığındılar. Canik, Munzur ve Toros dağları ile uzantıları "kaçkuncu” Türkmenlerin yurtları olmuştur.. 
Boynuincelilerle ilgili bir araştırmada, güney Anadoludaki (Antalya, İçel, İskenderun) Boynuinceliler atalarının 250 yıl kadar önce Kırşehir, Nevşehir civarından geldiklerini söylemişlerdir. İskenderun’a bağlı Hacıahmetli köyü, Mersin-Mut’taki Hacıahmetli köyü muhtemelen bu yerleşimlerle oluşmuştur. Bu göç Rakka’ya iskan edilme tarihleri civarındadır. Ancak Osmanlı kayıtları bu yöredeki Mersin-Gülnar’a 2.Beyazıt’ın saltanatı zamanında (1481-1512) Beydilli oymağından yerleştirme yapıldığını göstermektedir. Gülnar’daki Beydilli köyünün kökeni bu iskan olmalıdır. Ancak iskan edilen aşiret veya cemaatler belirsizdir. 
Boynuinceli aşiretinin en yoğun iskan bölgesi Nevşehirdir. Osmanlı Padişahı 3. Ahmet'e Sadrazam olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa (Kendisi de Boynuinceli aşiretindendir.) henüz "Muşkara" adı ile küçük bir köy olan Nevşehir'i geliştirmek için çeşitli imar çalışmalarının yanında köyün nüfusunu çoğaltmak için de etraftaki konar-göçer durumdaki Türkmen aşiretlerinin Nevşehir'e yerleştirilmelerini 1727 tarihli diğer bir fermanla emir buyurmuştur. Bu iskanda genelde okur-yazar, kültürlü ve varlıklı aileler seçilmiştir. İskan edilen ve yerleşik düzene geçen 2000 civarı hane (Bu hane sayısı yaklaşık 10.000 nüfus demektir.) arasında Hacıahmetliler de sayılmaktadır. 
Ancak Nevşehire iskana ait bir soru kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Beydilli boyu 30 yıl önce Rakka’ya sürgüne gönderildi ise 1727 de bu kadar nüfus nereden bulundu? Bunun muhtelif nedenleri olabilir. 
1. Neden: Rakka’ya gidenlerin geri kaçması ve aynı bölgeye yerleşmesi olabilir. 1699 Karlofça antlaşmasına kadar peşpeşe yapılan ve yenilgi ile biten Avusturya savaşlarının yarattığı kaos ortamı ve bunu takip eden lale devrinin rehavet ortamı yanında yeniçeri isyanlarının varlığının yarattığı otorite boşluğu bu geri dönüşü sağlamış olabilir. 
2. Neden: Beydilli boylarından bazı aşiretler Rakka’ya iskana uğramamış ve Sivas- Yozgat civarlarında kalmış olabilirler. Sünniliğe geçen alevi aşiretlerin iskandan kurtulduğuna ilgili bilgiler vardır. 
3. Neden: Rakka’ya son iskanın fiilen yapılamadığıdır. Rakka’ya gitmek istemeyen Türkmenleri askeri güçle yenen, elebaşlarının kellelerini kesen Yusuf paşanın iskanı (sürgünü) ordu gözetiminde yürüttüğü bilinmektedir. Şu an Suriye sınırlarında olan Rakka bölgesinde yaşayan Türkmenlerin çoğunluğu Beydilli boyundandır. Bu nedenle bu kabul edilemez bir  olasılıktır. 
Hacıahmetlilerin diğer bir dağılması Danişmentli beyliğinin ortadan kalkması sonucu bazı aşiretlerin Konya, Karaman ve batıdaki diğer bölgelere (Örneğin Akşehir, Simav gibi) yerleşmeleri ile olmuştur. Yakın dostum ve yaklaşık 30 yıl birlikte çalıştığım Prof.Dr. Ekrem Ekinci Karamanlıdır. Atalarımdan "O yörelerden geldiğimiz” söylencesini duyarak büyüdüğüm için 2010 yılında ona "Karaman’da Hacıahmetli veya Hacıahmetoğlu adlarını anımsatacak yöreler (köy, mezra, yayla vs) olup olmadığını sordum. Bana "Ben Hacıahmetoğlu’yum” deyince önce şaşırdım sonra şaka yollu "Gel bir DNA testi yaptıralım" dedim. Onun ailesi de Hacıahmetoğlu türkmeni imiş ve yüzyıllar önce Karaman’daki "Yörük dağı”na yerleşmişler. Karaman’daki yerleşimin Dulkadiroğlu beyliğinin yıkılması sonrasında, 1613 tarihli bir belgede verilen Bozulus oymaklarının Anadolu ve Karaman eyaletlerine göçü sonucu olmalıdır. 
Emekli Öğretmen Veli KARACA'nın "Belgelerle Yenişar" adlı kitabına göre İsparta’nın Yenişarbademli ilçesinin, 1896 da henüz köyken, vergi mükellefleri arasında  Hacıahmetoğlu kökenli 3 kişi gözükmekte ve bunların torunlarının günümüzde Doğanay, Keleş, Sarpkaya soyadları taşıdığı belirtilmektedir. Bu yerleşimin ne zaman olduğu belli olmamasına rağmen muhtemelen 1610 (Danişment kalıntılarının güneyden göçü ile) - 1700 (kuzeydeki savaş sonucu kaçma ile) yıllar arasında arasında olmalıdır. 
Hacıahmetlilerin Türkiye hudutları içindeki en önemli yerleşimleri doğu karadenizde Giresun ve Trabzon bölgesindedir. Atalarımdan gelen rivayet "Eski atalarımızın 3 kardeş olarak Konya bölgesinden (veya yönünden) geldikleri birinin Avarak’a (Şimdiki Çamoluk Hacıahmetoğlu köyüne), diğerinin Giresun tarafına (Başlangıçta Dereli’ye) ve Trabzon tarafına (Başlangıçta Vakfıkebir’e) olduğu yönündedir. Seçilen yöreler hayvancılığa dayanan kendi ekonomileri için uygun ortam taşıyordu. Ancak 3 asır içinde her 3 merkezden de etrafa yayılmalar olmuştur.

Prof.Dr. A. Nusret BULUTCU
Istanbul Teknik Üniversitesi
Kimya-Metalurji Fakültesi
Kimya Mühendisliği Bölümü
34469 Maslak/Istanbul
E-mail: bulutcu@itu.edu.tr

NOT: Hocamıza bu değerli çalışmalarından dolayı teşekkür ederim, tüm Hacıahmetoğulları fertlerinin Hacıahmetoğulları ile ilgili araştırma ve bilgi birikimlerini sitemizle paylaşmalarını diler, saygılar sunarım

Erdoğan AKSOY
Hacıahmetoğulları Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı
TRABZON


Bilgi
Yorum Ekleyebilmeniz için Sitemize Kayıt Olmanız Gerekmektedir.